Kategori arşivi: Girişimcilik

Teknogirişim Sermayesi Desteği

2014 Teknogirişim Sermayesi Desteği Analizi

Teknogirişim Sermayesi Desteği, Durum Analizi ve Öneriler

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 5746 sayılı Kanunla uygulanan Teknogirişim Sermayesi Desteği (TGSD) ile 2009 yılından itibaren girişimcileri desteklemektedir. Destekten yararlanmaya hak kazanan girişimci adaylarına bir yıl boyunca geri ödemesiz 100.000 TL hibe verilmektedir. Destek kapsamında girişimcilerin makine, donanım, yazılım ve yayın giderleri, sarf malzemesi ve personel giderleri, hizmet alımı ve danışmanlık giderleri (toplam bütçenin %20’sini aşmamak kaydıyla) ve genel işletme giderleri karşılanmaktadır. TGSD’ye 4 sene içinde yaklaşık 3,500 başvuru yapılmış; başvurusu kabul edilen 740 kişiyle sözleşme imzalanmıştır. İlgili Kanun’da desteğin temel amacı, yüksek eğitimli ve nitelikli gençlerin, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini (inovatif yatırım) katma değer ve nitelikli istihdam oluşturma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürmelerini teşvik etmek olarak belirtilmiştir.

 

15 Aralık 13
0 yorum
Sosyal Medya Ciro Kaybı

Sosyal medya olmadan ciro kaybı yüzde 40

Neticaret firmasının Sosyal Medya Müdürü Serkan Hacıömeroğlu, e-ticarete atılan firmaların ayakta kalabilmek için sosyal medya kullanmaları gerektiğini söyledi ve ekledi: “Dijital pazarlamadan uzak kalan firmaların ciro kaybı yüzde 40’ı bulabilir.”

Sosyal medya milyarlarca insan için yeni bir yaşam alanı haline dönmüş durumda. Türkiye’de aktif Facebook üyesi 35 milyonu, Twitter üyesi ise 5 milyonu geçti. Veri ve bilgi paylaşımının en çok yapıldığı alan olan sosyal medya, doğal olarak firmaların müşteri bulmak ve onları ellerinde tutmak için kullanmaları gereken en önemli araç haline geldi. Sosyal medyayı en başarılı biçimde kullanan Türk e-ticaret firmalarından Neticaret’in Sosyal Medya Müdürü Serkan Hacıömeroğlu, Türkiye’de e-ticaret ve sosyal medya ilişkisini ntvmsnbc’ye anlattı.

Hacıömeroğlu, sosyal medyanın geleneksel pazarlama yöntemlerini tamamen değiştirdiğine dikkat çekerken, çok hızlı gelişen e-ticaret sektörün beş yıl içinde mobil ticarete dönüşeceğini vurguladı. Firmalar, çok geç kalmadan sosyal medyanın sunduğu e-ticaret yöntemlerini öğrenmezse, birkaç yıl içinde ortaya çıkacak yeni sisteme adapte olmakta çok zorlanabilir.

NETICARET Kimdir?

Neticaret’in geçmiş ve faaliyetleri hakkında sizden kısa bir bilgi alabilir miyiz?

 

Sosyal Medya Ciro Kaybı

Sosyal Medya Ciro Kaybı

 

Neticaret 2001 yılında kuruldu. Türkiye’deki ilk hazır sanal mağaza paketleri sunan firma özelliğini taşıyor. E-ticaret alanında 12 yıldan bu yana faaliyette olduğumuz gibi Türkiye’nin ilk E-ticaret Altyapı Sağlayıcıları Derneği’nin (EDER) kurucu üyelerinden ve genel başkanlığı görevinde yer alıyor. Neticaret, girişimcilere ve işini internete taşımak isteyen şirketlere, hazır sanal mağaza paketleri ve online tahsilat sistemi hizmeti sunuyor. Müşteriler mağaza paketlerini aldıklarının ertesi günü internette bu sanal mağazalarını hayata geçirmiş oluyor. Şirketler e-ticarete atılmak için kendileri için yüksek maliyetli bir yazılım geliştirmek veya satın almak zorunda kalmıyor.

Ürünü olan şirketler sanal mağazada hemen ürünlerini tanıtmaya başlayabiliyor. Ürünleri olmayan firmalar ise anlaşmalı olduğu perakendecilerin yüz binlerce ürünü kendi sanal mağazasında satışa sunabiliyor. Bu şekilde satacağı her üründen alacağı komisyonla kendisine bir kar sağlamış oluyor. Bu sistem, hem girişimciler hem de sahip olduğu geleneksel pazarlama altyapısını sanal ortama taşımak isteyen şirketler için çok iyi bir alternatif. Bunun en büyük sebebi, şirketlere kendileri yatırım yapmaları halinde 30-40 bin dolar civarında gelen bir yazılım maliyetini, sadece 1-3 bin dolar seviyesine indirmesi.

Sanal mağaza ve barındırdıkları iş uygulamalarına biraz değinirsek, şirketler bu sistemi nasıl kullanıyor?

Sanal mağazaların çeşitleri mevcut. Şirketlerin kendi ürünlerini sattıkları kreatif sanal mağazalar bunlardan bir tanesi. Bu içerikte şirketler kendi stoklarında bulunan geleneksel ürünlerini sayfalarında sunarak, fiyatını koyarak pazarlıyor. Bir de, ‘private’ dediğimiz, kişiye özgü mağazalar. Bu mağazalarda yüzde 80-90’a varan indirimler uyguluyor. Genelde tanınmış markaların sezon sonu veya ihracat fazlası ürünlerini çok yüksek indirim oranlarıyla sitelerinde yayımlıyorlar. En son olarak, hizmet sunan mağazaların sanal mağazalarından bahsedebiliriz. Burada farklı sektörlere ait birçok şirket hizmet satabilir. Kısaca hem tüketim ürünleri, hem hizmet, hem de her ikisini birden içeren sanal mağazalar mevcut.

 

“EN BÜYÜK SIKINTI GÜVENLİK ENDİŞESİ”

Nasıl bir kurulum söz konusu?

Sanal mağaza paketimiz hazır. Satın alan müşterilerimiz, tercih ettiği paketi aktif hale getirdikten sonra hemen sanal mağazasını kullanmaya başlıyor. Söz konusu tasarım olduğunda, müşterinin kendi tercihine göre sanal mağazasını tasarlamak yaklaşık 10-15 günlük bir bekleme süresi gerektiriyor.

Paket uygulamalar denince dikkat ettiğim bir husus var. Artık teknoloji şirketleri veri depolamadan iş uygulamalarına kadar dijital dünya karşımıza çıkan tüm hizmetleri paket halinde sunmaya başladı. Teknoloji dünyasında paket hizmet dönemine girdiğimizi söyleyebilir miyiz?

Bence evet. Ama dikkat edilmesi gereken faktörler var. Paket hizmet sunan birden fazla şirket var. Ancak sunulan her Bilişim Teknolojisi (IT) altyapısı güvenilir mi? Bu şirketlerin sorması gereken çok önemli bir soru. Neticaret olarak dört önemli soruya cevap veriyoruz: Birincisi teknik altyapıyı sağlıyoruz. İkincisi sunucuların güvenlik altında olduğunu garanti ediyoruz. Üçüncüsü ise SSL sertifikasına sahip mi? En son olarak da sektörde güvenilir mi?

Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu, sanal mağazaların özelliklerinin birbirinden farklı olması. Bugün ücretsiz sanal mağaza paketi sunan firmalar var. Bu paketlerin öncelikle güvenlik sorunu yaşadığını biliyoruz. Ayrıca ürün koyma, ekleme sınırı, yani trafiği kısıtlı. Bunlara ek olarak sunucu sınırı var. Yani bir sanal mağaza var, bir de ‘sanal mağaza’ var. Tüm faktörlere çok dikkat ederek bu ikilemi birbirinden ayrı tutmak gerekiyor.

2001’de kurulduğunuzdan bu yana e-ticaretin Türkiye’de 10 yılda nasıl bir değişim gösterdiğine tanık oldunuz?

Türkiye’de e-ticaret oranı yüzde 50 ile 60 arasında artış gösteriyor. Bir örnek vermek gerekirse, açılan ilk e-ticaret sitelerinden bir tanesi hepsiburada.com’du. Bu site ilk kurulduğunda adı infoshop.com.tr  idi. Bu site açıldıktan sonraki ilk ay hiç sipariş almamış. Bir aydan sonra aldığı ilk sipariş de bilgisayar faresi olmuş. O günden bugüne geldiğimiz nokta 25 milyar TL gibi bir rakamı temsil ediyor. Önümüzdeki iki yıl içinde de bu rakamın 50 milyar TL’yi bulmasını bekliyoruz. Bugün Neticaret Türkiye’de gelinen noktada en büyük e-ticaret altyapı hizmet sağlayıcılarından bir tanesi.

Webit 2012 Kongferansı’nda PayPal’ın Türkiye Müdürü Kıvanç Onan, Türkiye’deki e-ticaret adaptasyonunun Avrupa’nın gerisinde kaldığını, bunun en büyük nedeninin ise güvenlik olduğunu söylemişti. Siz de aynı şeyi söyleyebilir misiniz?

Kesinlikle. 2000-2010 arasında e-ticaret alanındaki gelişim, Avrupa’ya kıyasla Türkiye’de daha sancılı geçti. Ancak 2010’dan sonra Türkiye’deki büyüme Avrupa’daki büyüme hızının iki katına ulaştı. Bunun sebebi de geçmişte yaşanan güven sıkıntısının büyük oranda aşılmış olması. Bu güvenlik sıkıntısı derken bahsettiğimiz; birincisi kredi kartı bilgilerinin başkalarının eline geçme endişesi. Bir diğeri beğenilen ürünün gönderilmesi aşamasında gerekli kontrollerin yapılabilmesi ve karşı temasla görüşebilme imkanı olup olmamasıydı. Bir diğer sıkıntı da kargo sürecindeki uzunluktu. En son hususa küresel olarak bakarsak, dünyadaki en kısa kargo sürelerinden bir tanesine Türkiye’nin sahip olduğunu belirtmek gerekir. ABD’de bir kargonun ortalama teslim süresi yedi iş günüdür. Türkiye’de ise bu süre belli bölgelerde bir güne, hatta 3 saate kadar düşmüş durumda. Ayrıca, tüketiciler artık SSL sertifikasına sahip olan sitelere güvenebileceklerini biliyorlar.

Tüketicileri e-ticarete alıştıran diğer faktörler de söz konusu. Örneğin, yeni yeni her site için zorunluluk haline gelmeye başlayan 3D uygulaması başladı. 3D ödeme sistemi, tüketicinin kredi kartı bilgisini girmesiyle birlikte doğrudan bankanın sunucusuna bağlı olarak bu işlemi gerçekleştirmesi ve yüzde 100 güvenli gerçekleştirmesi demek. Kargo sürelerinin kısalması ve e-ticaret firmalarının basında yer alarak iyice güven tazelemeleri, tüketiciyle aralarındaki duvarı yıktı. En son olarak kamuoyunun ağızdan ağza e-ticaret kavramını yayması, kendi kendini bilinçlendirmesi, güvenlik endişesini daha da azalttı.

 

Paypal Türkiye

Paypal Türkiye

Türkiye – Mobil E-ticaret

Türkiye e-ticarete ‘mobil’e alıştı

Çalıştığınız firma sayısı 2000’nin üzerinde. Müşterilerinize hizmetlerinizi sunarken, çözüm bekledikleri alanlarda beklentilerini karşılayabileceğinizi nasıl gösteriyorsunuz?

morfare.com adlı müşterimizi örnek verebilirim. Küçük bir ofiste iş hayatına adım atan bir firma. Bize geldiklerinde henüz piyasada çok yenilerdi ve Sony markasının elektronik ürünlerini pazarlamaya odaklanmışlardı. Henüz kendilerine ait stokları bile bulunmazken, bizim altyapımızı kullanmaya başladıktan sonra sektörde tanınan bir firma haline geldiler. Kendi ürünlerini satmaya başlamanın yanı sıra, ürünlerini başka sitelerdeki ürünlerle entegre ederek pazarlamaya başladılar. Kısaca A veya B sitesi Sony ürünleri satmak istiyorsa, morfare.com’da yer alan ürünleri çekip alıyor. 10 metrekarelik ofisle piyasaya giren bir şirket, bugün üç bürodan yönetiliyor ve vizyonunu ortaya koyarak sektörde ilerliyor. Bu, sektöre girecek yeni firmaların ne kadar başarılı olabileceğini gösterebilecek tek bir örnek.

“FİRMALAR SOSYAL MEDYAYI KULLANAMIYOR”

Dijital pazarlama şirketlerin kendisi için de çok önemli. Sizce bugün Türkiye’de bu alanda nasıl bir tablo var? Şirketler internet ortamını kendilerini gösterebilmek adına iyi kullanabiliyor mu?

İnternet reklamcılığı, hedef kitle ve hedef bölge iyi seçilirse çok iyi bir alternatif. Geleneksel reklama göre çok daha ucuz ve kolay bir alternatif ayrıca. Ancak girişimcilerin bu alanı çok iyi bilmemeleri gibi bir sıkıntı var. Ayrıca bir adaptasyon sorunu yaşanıyor. Yani Google AdWords’e  ya girmeleri gerekir, ya da hiç girmemeleri gerekir. Bence yapılabilecek en iyi hamle, kendi ürünlerine ilgi duyan kitlenin takip edeceği sitelere reklam vermeleri olacaktır. Örneğin çocuk giysileri satan bir firmanın kendi alanında uzak bir siteye veya Google AdWords’e reklam vermesinden çok, çocuklar ve annelerle ilgili sitelere reklam vermesi daha doğru olur. Okul üniformaları satan bir sitenin gençlere ve öğrencilere yönelik platformlarda reklam vermesi, hedef kitleye çok daha hızlı ve kolay ulaşmalarını sağlayacaktır.

Bu aşamada maalesef ya girişimcilerin, ya da ihtiyaç duyan tüketicilerin fazla bilgisi olmadığını görebiliyoruz. Ya da, verilen dijital reklamın ne kadar tıklandığı gibi bazı konularda kuşkular olabiliyor. Ayrıca, reklam verecek olan girişimciler hedef kitleyi nasıl bulacaklarını bilmiyor. Biz bu konuda elimizden geldiğince yönlendirme yapıyoruz ancak bu alanda danışmanlık hizmeti veren şirketlerin sayılarının artması gerekiyor. Bu da oldukça önemli bir iş sektörü. Firmalara özel internet reklamcılığı danışmanlığı yapılması gerekiyor. Böylece firmaların yöneticileri doğru kanallar aracılığıyla doğru hedef kitleye reklam verebilir.

Bu kapsamda performans reklamcılığı firmalarıyla internet reklamcılığında optimum bütçe kullanılmasını sağlayan diğer firmalar var ama genel olarak birbirlerinden farklı değiller?

Maalesef öyle. Burada karşımıza çıkan bir diğer araç sosyal medya. Ancak sosyal medyayı iyi kullanan e-ticaret sitesi çok fazla yok. İstisnalar kaideyi bozmaz ama durum böyle. Bugün Türkiye’de yaklaşık 7 bin e-ticaret sitesi var. Biz bu rakamın üç yıl içinde yaklaşık yüzde 90 artmasını öngörüyoruz. Kısaca birkaç yıl içinde 13 bin 300 e-ticaret sitesine ulaşılacağını tahmin ediyoruz. Ancak günümüzde sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanan firma sayısının oranı yüzde 15 bile değil. Bunun da birçok nedeni var:

Birincisi kullanmasını bilmiyorlar. İkincisi, sosyal medyanın kendilerine getirecekleri faydaların farkında değiller. Bir diğer neden de, sosyal medyaya vakit ayıramıyor olmaları. Sosyal medya, hem ücretsiz olması, hem de hedef kitleye çok daha kolay ve hızlı erişim sağlaması açısından internet reklamcılığında çok önemli. Örneğin Twitter’da anlık reklam yapabilirsiniz ve bunun için hiçbir ücret ödemezsiniz. Facebook’ta, ürününüzü multimedya içeriklerle 360 derece sergileyebilirsiniz, altına yorum ekleyebilirsiniz ve normalde aynı iş için başka bir platformda para vermeniz gerekirken bunu bedava yaparsınız.

Bunların dışında blogları etkin bir şekilde kullanabilirsiniz. Kendi sayfanızda beğendiğiniz ürünlerin linklerini vererek yönlendirme yapabilirsiniz. LinkedIn gibi profesyonel ağları kullanarak bu ağların içindeki alt ağlara erişebilir ve ciddi bir reklam potansiyeline ulaşabilirsiniz. Ayrıca, Türkiye’de Avrupa’da olduğu kadar etkin olmada da, Pinterest kullanılabilir. Pinterest ülkemizde henüz daha çok eğlence konulu fotoğraflarının paylaşıldığı bir platform olarak kabul ediliyor. O yüzden şu aşamada kurumlara fayda getireceği konusunda kuşkuluyum.

Şirketler bu örnekler gibi, sosyal ağlarda ne kadar çok kendi adlarını, ürünlerini ve etkinliklerini paylaşırlarsa Google’a o kadar girdi yapmış olacak, hem de sitelerinin arama motorlarında belirme hacmini ciddi ölçüde artırmış olacaklar. Bu anlamda şirketler sosyal medyada ne kadar uzun süre bulunurlarsa kendilerine o kadar fayda sağlayacaktır. Bu yüzden her şirkette bir operasyon müdürü ve bir sosyal medya uzmanı bulunmasını da gerekli görüyorum. Ancak burada bu alanda iyi yetişmiş çok fazla kişi olmamasının sıkıntısı yaşanıyor. Türkiye’de sosyal medya uzmanı ya da yöneticisi olarak bulunan kişi sayısı, hiç mübalağa etmeden söylüyorum, 20’yi geçmez.

 

İki Günde Zengin Olmak

İki Günde Zengin Olmak

 

 

“İKİ GÜNDE ZENGİN OLACAĞINI DÜŞÜNENLER YANILIYOR”

Twitter hızı, kullanıcı kapasitesi ve paylaşım gücüyle son dönemde en çok öne çıkan sosyal ağ konumunda. Şirketler için Tiwtter’ın sunduğu özellikler neler?

Twitter’ın sunduğu özellik sadece takipçilerle sınırlı değil. Çok önemli bir takip olanağı sunuyor. Ben e-ticaretle ilgilenene birisi olarak, ‘arama’ kısmında e-ticaret yazarsam, takip edeyim etmemeyim önemli değil, e-ticaret konusunda kim ne yazarsa görebiliyorum. Mobilya sektöründeki bir firma, arama kutusuna mobilya yazarak kendi sektörünü ilgilendiren bir başlığı takip edebilir. Ayrıca, sizin attığınız bir tweet’in ne kadar aktif olduğuna da görebilirsiniz. Tahsilat yazılımı geliştiren bir firmaysanız, Twitter’da tahsilat kelimesi geçen ne kadar çok tweet atarsanız, aramalarda da bulunma oranınız o kadar yükselir. Örneğin Twitter’da e-ticaret aramasında en aktif olan firma Neticaret. Bir kullanıcı e-ticaret hakkında bir bilgi arıyorsa, arama kutusuna e-ticaret yazdığında doğal olarak karşısına sizin çıkma olasılığınız da çok yüksek oluyor. Böylece bedava reklamınızı yapmış olacaksınız. Aramayı yapan kişi mutlaka sizi görecek ve sizin tweet’leriniz ilgisini çekecektir.

Firmalar, Twitter’da standart tweet’ler paylaşmak yerine, ilgi çekici, takipçileri çekecek tweet’ler de atmalı. Böylece ‘fake’ dediğimiz sahte takipçi değil de, doğal takipçi kazanma şansınız da yükseliyor. 2 milyon takipçisi olan şahıs ve kurumlar var. Ancak bu hesaplarda atılan tweet’lere bir bakıyorsunuz, 2-3 defa retweet edilmiş. Bu kadar takipçisi olan bir hesabın tweet’i sadece bir iki defa mı tekrar atılır? Ya da bir bakıyorsunuz atılan tweet’e hiç cevap, yorum yok. Bu da bir soru işareti doğuruyor. Firmalar, takipçiden önce, aramalarda öne çıkmaya daha önem verebilir.

Geleneksel pazarlama yöntemleri kullanan firmalar sosyal medya ile e-ticarete adapte olmak konusunda başarılı mı?

Geleneksel firmaların çok daha büyük bir hevesle e-ticarete girdiğini görüyoruz. Ancak bu hevesin yanlış beklentilere kapılması söz konusu. E-ticaret sitesi açıldığının ertesi günü zengin olacağını hayal edenler var. Hiçbir yatırım, hiçbir reklam, hiçbir altyapı, hiçbir sosyal medya faaliyeti olmadan ertesi gün sitelerine girenlerin yüzde 100 artacağını, günlük cirolarına binlerce TL ekleneceğini düşünenler var. Bu da ileriki dönemlerde ilk baştaki hevesi kırıyor ve açılan 10 e-ticaret sitesinden 5’inin kapandığını görebiliyoruz. En büyük hata, e-ticaret sitesi kuran firmaların bu yatırımlarıyla ilgilenmemeleri. Site açıldıktan sonraki gün zengin olunduğuna dair yanlış bir tablo var. Kişi veya firmalara gerekirse sabahtan akşama kadar müşteri çekmek ve bulundurmak için çalışmalı, reklam vermeli ve en önemlisi de piyasa çalışması yapması lazım.

Sosyal medyada milyarlarca insan, her kesimden insan var. Bu kadar karmaşık bir ortamda insanlarla nasıl bir yaklaşım oluşturmak gerekir?

Neticaret olarak daha çok kurumsal bir misyon ve vizyon izliyoruz. Paylaşımlarımız daha çok yapmış olduğumuz etkinliklere odaklı. Ayrıca, sektöre faydalı olan bilgiler paylaşıyoruz. Takipçilerimizle diyaloğa girerken, onlara artı değer sağlayacak bilgiler sunuyoruz. Zaten bizi takip eden kişi e-ticaretle ilgilenen bir kişi olacağı için, ona aradığı sorunun cevabını sunmaya çalışırız. Twitter adresimizi ilk hayata geçirdiğimiz günlerde takipçi sayımız 30 civarındaydı. Altı aylık bir süre içinde bu rakam dört bine çıktı. Bir düşünün bir insan Twitter’da bir firmayı neden takip eder. Bir giyim firması, bir tur operatörü veya bir GSM firması değilseniz neden takip edilirsiniz? Eğer bir kişi sizi takip edecekse, oradan fayda sağlamak istiyor demektir. Kısaca, bizim gibi firmaların çok fazla takipçi bulundurmaktan çok, kendi sektörlerinde aktif olan takipçileri yakalaması ve tespit edilebilmesi gerekiyor. Neticaret, şu an kendi sektöründe Twitter’da en fazla takipçisi olan firmalardan birisidir. Facebook’ta ise sahte hesaplar çıkarıldığında en fazla takipçisi olan site konumundayız.

Sahte hesaplar Twitter ve Facebook’ta firmalar için de geçerli değil mi?

Evet. Özellikle Twitter’da ‘takip et, takip edeyim’ sistemi var. Bir firmanın 10 bin takipçisi olduğunu görüyorsunuz. Takip ettiği firmalara bakıyorsunuz, 11 bin. Sizin Twitter’da takip ettiğiniz veya Facebook’ta beğendiğiniz bir hesap da, sizi takip ediyor veya beğeniyor. Bu da doğal takipçinizin aslında kim ve ne kadar olduğu konusunda çok ciddi soru işareti yaratıyor. Aslına bakarsanız bazı firmaların asıl takipçi sayısı hesaplarında görülen rakamın 10’da biri bile değil. Altını çizmek istediğim husus, firmalar için takipçi sayısının çok önemli olmadığı.

 

Sosyal Medya Danışmanlığı

“SOSYAL MEDYAYA GİRMEYEN FİRMALARIN KAYBI YÜZDE 40”

Bir e-ticaret firmasının sosyal medya performansı satışları ne kadar etkileyebiliyor?

Sosyal medyadaki başarı ve performans her şirket için büyük önem taşıyor. Bu alanda elde ettiği her artı, firmaya satış olarak dönecektir. Bir ürünün dijital pazarlaması ne kadar başarılı yapılırsa, ürünün tüketiciler arasında yarattığı izlenimin etkisi o kadar çok olacak ve satışlar da bundan doğrudan etkilenecek. Bir rakam verirsem, sosyal medyadaki başarı, satışlara yüzde 10 artış olarak dönüyor.

Sosyal medyaya girmeyen bir firma ayakta kalamaz diyebilir miyiz?

Kalamaz diyemeyiz. Ancak rakip firmalara oranla ciro kaybı yüzde 40 civarında olacaktır. Bizim yaptığımız değerlendirmelere göre sosyal medyadan uzak duran firmaların ortalama kaybı bu.

Türkiye’de beş yıl içinde nasıl bir e-ticaret piyasası oluşmasını bekliyorsunuz? Değişimlere göre nasıl bir strateji belirleyeceksiniz?

Yaptığımız analizlere göre, beş yıl içinde Türkiye’deki e-ticaret sitesi sayısının 13 bini geçmesini öngörüyoruz. Ancak bu süreçte e-ticaretin değer kaybetmeye, mobil ticaretin ise değer kazanmaya başlayacağını düşünüyoruz. Nasıl geleneksel ticaret yerini e-ticarete bırakıyorsa, e-ticarette yerini mobil cihazlara bırakmaya başlayacak. İnsanlar zamanla akıllı telefonlarından sipariş vermeye başlayacaklar. Kısaca insanlar internet üzerinden değil, mobil uygulamalar üzerinden sipariş vermeye tercih edecekler. Biz de bu kapsamda şu an sunduğumuz sanal mağaza paketlerini, mobil mağaza paketlerine dönüştürmeyi düşünüyoruz. Bunun yanı sıra yeni bir ürün olarak online tahsilat sistemi geliştiriyoruz. E-ticaret yerini mobil ticarete bırakırken, artık tek bir sektörde bulunmak da firmalar için yeterli olmayacak. Bu yüzden piyasada yer almamızı sağlayacak ürünleri artırmayı planlıyoruz.

Türkiye’deki e-ticaret piyasasının 2-3 yıl içinde 50 milyar TL’ye ulaşmasını bekliyoruz. Beş yıl içinde ise bu rakamın 80-90 milyar TL’ye ulaşma ihtimali olduğunu düşünüyoruz. Dünyaya kıyasla çok yüksek olmasa da, bu rakam Türkiye’nin yapısı ve gelenekleri ele alındığında oldukça yüksek. Ama beş yıl içinde ortaya çıkacak sistemin de, tüm altyapının mobil ticarete kayacağı yönünde sinyal verdiğini söyleyebiliriz.

 

 

“TÜRK TOPLUMUNDA BİR ÖNYARGI VAR”

Beş yıl sizce bu değişim için uzun bir süre değil mi?

Biz bu süre içinde e-ticaretin tamamen mobil ticarete kayacağını tahmin ediyoruz. Mobil ticaretin şu an Türkiye’de kullanım oranı yüzde 1, ABD’de ise yüzde 9-12 arasında. Türkiye’de e-ticaret de yüzde 1 ile başladı, ardından yüzde 50-60’lara ulaştı. İyice öne çıktığı dönem ise son beş yıl.

Bugün iOS ve Androdi işletim sistemlerin mobil ticaret uygulamaları var. Ancak yine de yüzde 1?

Bunun nedeni kullanıcıların bu uygulamaları yeterince tanımamış olması ve Android ve iOS tabanlı telefonların halen çok yaygın olmaması. Ancak önümüzdeki beş yıl içinde akıllı telefon fiyatları da iyice düşeceği için bu cihazları ortaokul hatta ilkokul 5 öğrencileri bile kullanır hale gelecek. Şu an yüzde 1 seviyelerinde olmamızın nedeni, ABD ve Avrupa’ya kıyasla akıllı telefonların Türkiye’de hala çok yaygın olmaması ve akıllı telefonu olanların bile bu uygulamaları kullanmaması, uygulamalara alışmaması. İleride bu uygulamaları kullanmanın daha da kolaylaşacağını düşünüyorum.

Mobil ticarete güvenlik de e-ticarette olduğu kadar soru işaretleri yaratıyor?

Kesinlikle. Kredi kartı ödemelerinin mobil uygulamalardaki güvenliği gibi bu alanda da tüketicilerin kafasında oluşan endişeler var. Bu alanda basının önemli bir yer edindiğini düşünüyorum. Nasıl e-ticarette tüketicilerin güven kazanmasında rol oynadılarsa, aynısını mobil ticarette yapabilirler. Mobil ticaret hakkındaki konferanslar ve paneller takip edilerek haberler yapıldıkça ve toplum bilinçlendikçe, tüketicilerin bu alana olan ilgisi de artacaktır diye düşünüyorum. Bu sürecin de üç yıl alacağına inanıyorum. ABD’de bile mobil ticaret başlayalı iki yıl oldu ama mobil alandaki teknolojileri sunan ülke olarak bile oradaki kullanım henüz yüzde 10 civarlarında.

Türk toplumunda da bir önyargı var gibi?

Evet, e-ticaret ve mobil ticaret olsun güven konusunda Türkiye halkı önyargılı bir yaklaşım da sergileyebiliyor. Özellikle kargonun ulaşıp ulaşmayacağı, ne zaman ulaşacağı gibi sorular çok sıkıntı verici sorular. Kısaca e-ticaret ve mobil ticaretteki korkuların birbirine paralel gittiğini söyleyebiliriz ama bu endişeler beş yıl içinde ortadan kalkacak. E-ticaret nasıl bugün işleyen bir sistem haline geldiyse, beş yıl sonra belki de mobil ticarete bile alternatif bir ticaret şekli arıyor olacağız. Beş yıl içinde e-ticaret sitelerinin çok satıda artması, birbirlerini boğmalarına ve tercih edilmemelerine de neden olacak. Bu faktörlere dayanarak e-ticaretin yüzde 10, mobil ticaretin yüzde 90’a kayacağı bir tablo oluşmasını bekliyoruz. Oturduğunuz yerden istediğiniz ürünü bulup seçerek sipariş vermeniz gibi bir pratiklik, mobil ticareti sektörün yıldızı yapacak.

Mobil ticarette en önemli yeniliklerden biri kredi kartı bilgilerinizin güvende bulunacak olması. Sadece bir kez olarak kullandığınız uygulamaya kredi kartı bilgilerinizi gireceksiniz ve sürekli aynı işlemi yapmak zorunda kalmayacaksınız. iPad alırken kredi kartı bilginizin Apple sisteminde saklanması gibi, siz bir kez kredi kartı bilgilerini girmiş olduğunuz uygulamada yeni bir alışveriş yaparken, kart bilgileriniz otomatik olarak sistem tarafından okunacak, siz bu konuda en ufak işlem yapmayacaksınız. Mobil uygulamalar, GSM operatörleri ve akıllı telefon üreticileri de bahsettiğimiz altyapıyı yavaş yavaş oluşturmaya başladı. Beş yıl içinde Türkiye’deki akıllı telefon kullanan cep telefonu sahibi sayısının da yüzde 75’e ulaşmasını bekliyoruz.

Bugün restoran ve cafelerde, bir markanın mobil uygulama sayfasında yaptığı paylaşımı beğendiğiniz zaman ikinci bir içecek kazanmanız ve garsona gösterdiğiniz zaman bedava ikinci içeceği almanız, mobil ticaretin yayıldığı süreç için bir örnek.

 

Kaynak: ntvmsnbc.com

26 Mart 13
0 yorum
Sosyal Medya Ajansı

Sosyal Medya Ajansı

Creamive Sosyal Medya Ajansı, 2000 senesinde dijital ajans olarak kurulmuş ve 2010’lı yıllara gelindiğinde ise sosyal medya ajansı olarak yoluna devam etmeye başlamıştır. Bugüne kadar birçok ulusal markaya ve firmaya sosyal medya hizmetleri sunan Creamive Sosyal Medya Ajansı, şu anda Türkiye’nin en hızlı büyüyen yaratıcı Sosyal Medya Ajansı’dır.

Sosyal Medya terimi ilk kez blogların ortaya çıkmasıyla telaffuz edilmiş ve bu ismin ortaya atılması sonrasında medyada geri dönüşü mümkün olmayacak değişimler meydana gelmiştir. Bu değişimlerden en önemlisi ise, artık medya mecraları yalnızca monolog şeklinde yayın yaparak okuyucularına, izleyicilerine ya da dinleyicilerine ulaşmaya çalışamayacakları. Yani tek taraflı yapılan ve takipçilerin sadece dinlediği bir yayın yöntemi artık kabul edilemez hale gelmiştir. Bu yöntemlerin kabul edilmemeye başlamasına neden olan ise, sosyal medya kullanıcılarının da artık birer yayıncı olmaları ve sonrasında onların da binlerce kişiye ulaşabilme yeteneğine sosyal medya ile birlikte sahip olmalarıdır.

Sosyal medya insanlarının, geleneksel medya gibi bir güce sahip olmaya başlamasından sonra, markalar / firmalar da sosyal medyada yer almak zorunda kalmıştır. Bunun nedeni ise, firmalar markaları hakkında yapılan kötü yorumların önüne geçmelidirler. Ayrıca, potansiyel müşterilerine hızlı bir şekilde sosyal medya aracılığıyla ulaşabilme ihtimalleri de onları sosyal medyada var olmaya itmiştir. Sosyal medyayı şu şekilde düşünebiliriz: “Büyük bir salonda sizin şirketiniz hakkında bilgi edinmek isteyen binlerce insan var. Peki, siz bu salonun içerisinde olup, onlarla iletişime mi geçmek istersiniz; yoksa salonun dışında kalarak marka değerinizi düşürmek mi istersiniz?” Tam da bu noktada sosyal medya ajansları devreye giriyor ve markalara profesyonel sosyal medya yönetimi hizmeti sunuyorlar.

11 Kasım 12
0 yorum

Kuponla burs veren üniversite!

Nişantaşı Meslek Yüksek Okulu

 

Türkiye, paralı eğitim sürecinde bir “yenilikle” daha tanıştı. İstanbul’da bulunan Nişantaşı Meslek Yüksek Okulu, 15 branş için fırsat kuponuyla yüzde 50 burs veriyor.

İstanbul Nişantaşı Meslek Yüksek Okulu’na bursla kayıt yaptırmak isteyen adaylar, öncelikle Groupon’dan bir fırsat kuponu satın alıyor. 1 TL’ye fırsat kuponunu alan adaylar, 15 branşta yüzde 50 burs kazanıyor.

Sitedeki ilanda “Öne Çıkanlar” başlığı altında “dünya standartlarında eğitim” de denilmesi dikkat çekiyor. Kupon satın alanlar, 20 Ekim’e kadar kuponlarını kullanarak burslarını alabiliyor.

Haberi yayınladığımız sırada sitede “şimididen 6 kişi Groupon’u yakaladı” denilmekteydi.

 

27 Temmuz 12
0 yorum

Özel Üniversite Fiyatları

Özel Üniversitede Öğrenci Olmak

Sabancı Üniversitesi’nde 5 yıl (Hazırlık + 4 yıl fakülte) eğitim almış ve Sabancı Üniversitesi 2011 Mezunları Temsilcisi olan bir mezun olarak başlıktaki konu hakkında tecrübelerim olduğunu düşünüyordum ve uzun zamandır bu konuda yazma isteğimi biraz araştırarak derinleştirmek istedim.

Bugün eski üniversiteme bir işimden dolayı ziyarette bulundum ve önümüzdeki sene mezun olacak bir arkadaşa, başka bir arkadaş aracılığı ile mentörlük / danışmanlık yapmak gibi bir durum yaşadım. Üniversite eğitimi boyunca harcaması gereken ücretleri topladığımızda, bu paraların bir girişimci için alabileceği büyük miktarlarda bir yatırımdan daha fazla olacağına kanaat getirdik. Bu günlerde yatırım sermayesi, yatırımcılık, girişimler ve girişimcilik gibi konularda yapmış olduğum araştırmaların da eşliğinde böyle bir yazıyı oluşturmamın bana ve bu konularla ilgilenen diğer bireylere faydalı olabileceğini düşündüm.

Sabancı Üniversitesi Kampüsü

Sabancı Üniversitesi bir yıllık öğrenim ücreti: 33.000 TL

Bir yıllık yurtta konaklama, teknoloji ücretleri ve diğer masraflar: 7.000 TL (Öğrencinin 2 kişilik bir yurt odasında konakladığı varsayılmıştır. Ayrıca, tek kişilik ve stüdyo daireler hesaplamaya dahil edilmemiştir.)

Özetle bir sene içerisinde, bir öğrencinin Sabancı Üniversitesi’ne ödemesi gereken ücret 40.000 TL‘dir. Bir Sabancı Üniversitesi öğrencisinin de aylık giderlerinin / harcamalarının yaklaşık olarak 2.500 TL olduğunu varsaydığımızda ortaya muazzam bir rakam daha çıkacak: 30.000 TL!

Sonuç olarak bir Sabancı Üniversitesi öğrencisinin bir sene içerisinde sahip olması ve harcaması gereken ücret: 33.000 + 7.000 + 30.000 = 70.000 TL!

Sadece bir sene içerisinde Sabancı Üniversitesi’nde (Türkiye’nin en pahalı vakıf / özel üniversitesi) harcaması gereken miktar tam tamına 70.000 TL. Bu ise sadece bir senede harcanacak olan ücret.

Hazırlık + 4 sene fakülte eğitimi düşünüldüğünde ise (Ortalama olarak bir öğrenci 1 sene hazırlık ve 4.5-5 sene fakülte eğitimi ile toplam 5.5-6 sene okuyor olabilir Sabancı Üniversitesi’nde) 70.000 * 5 = 350.000 TL

Haydi biraz daha iyimser olalım ve 1 ayda 1 öğrencinin 1.500 TL harcayacağını düşünelim: 1.500 * 12 = 18.000 TL

33.000 + 7.000 + 18.000 = 58.000 TL

58.000 * 5 = 290.000 TL (Bir Sabancı Üniversitesi öğrencisinin eğitim hayatı boyunca harcayacağı ücret minimum olarak 290.000 TL)

Bir Sabancı Üniversitesi diplomasının maliyetinin 350.000 TL olacağını bir kenara not alarak, şimdi de diğer üniversitelere bakalım.

14 Haziran 12
3 yorum