Şizofreni Yarışması ve 1. Gelen Mükemmel Senaryo

Son zamanlarda gördüğüm hatta görebileceğim en harika film diyebilirim. Toplam da 5 dakikaya yakın ve 2 parça halinde.

Senaryoyu yazan ise başkaları tarafından şizofreni olarak adlandırılan(!) bir insan. Ama deli olarak adlandıranlar mı deli yoksa o mu kim bilebilir? (!)

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Süveyda Ölüdeniz bir şizofren ve jürinin takdir ettiği üzere umut vaat eden yetenekli bir yazar.

Maire Claire Nisan 2010

Süveyda Ölüdeniz; 35 yaşında Çanakkale’den katıldığı farklı bir öykü yarışmasında birinci seçildi. ‘Kanatılmış Sözcükler Kitabı’ adlı öyküsünü ve onu farklı kılan; Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından şizofren hastaları arasında düzenlenen bir yarışmada birinciliği alması.

“Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar…” Hikâye böyle başlıyor. Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Gerçekler Maskelenmesin Projesi’nin düzenlediği yarışmanın birinciliği hak eden hikâyesi Kanatılmış Sözcükler Kitabı’nın ilk cümlesi. Yarışmanın adı; Ateşin Düştüğü Yerden; Sesler, Yüzler, Öyküler… Ateşin düştüğü yer; Türkiye’de her yüz kişiden birinde görülme olasılığı olan şizofreni hastalarının ruhu, aklı, yüreği. Şizofreni bu yarışmanın etkisiyle, gerçeklik kavramında yarattığı karmaşaya rağmen hikâyelerde hayat bulabilen bir ruh hastalığı olarak beliriyor şimdi. Yazar Mario Levi başkanlığında sanatçı Yılmaz Erdoğan, Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç Dr. Haldun Soygür’ün aralarında bulunduğu jüri tarafından şizofreni hastalarının yazdığı 95 öykü okunuyor. Yarışmanın birincisi, Kanatılmış Sözcükler Kitabı adlı öykünün yazarı yazar adıyla Süveyda Ölüdeniz de bir şizofren.

Marie Claire: Kendinizi nasıl anlatırsınız? Nerede doğdunuz, nasıl bir ailede büyüdünüz, ne işle uğraşıyorsunuz?

Süveyda Ölüdeniz: İnsan ruhunun karanlığıyla uğraşmayı seven, saflık derecesinde içten, yer yer parçalı bulutlu, yer yer esprili biriyim. İzmirliyim; genlerime kadar ruhumu ele geçirdi bu şehir. Memur ailesi çocuğuyum. Yazar olmak için hukuk eğitimim bıraktım; fakat yazdıklarımı her seferinde yok ettim. Sonra Türkçe öğretmenliği ve zihin engelliler öğretmenliğini bıraktım; şimdi zabıta memuruyum. Edebiyat açısından seksi bir meslek; ruhumu besliyor insan yüzleri. Tanrı’nın yaptığı işi yapıp yüzümde hikâye biriktiriyorum.

Şizofreni ne zaman bir tanı olarak hayatınıza girdi; neler hissettiniz o anda?

Zihin engelliler öğretmenliğinde okurken rahatsızlandım. İlk belirtiler yıllardır vardı; uyumsuzluk, insanlardan kaçma, içe kapanıklık vesaire… Korkmuştum; hem de çok. “…Hayatım boyunca kendim olabileceğim bir yer aradım. Bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdeyen mavi kaosunda eritmek gözlerimi. Ama yetmedi bunlar…”

Çevreniz, aileniz nasıl tepki verdi?

Ailem çok üzülmüştü; çevrem ise anlayış ve önyargı ile karışık bir tepki verdi.

Nasıl anlatırsınız şizofreniyi?

Delilik, uyumsuzluğun yarattığı farktır. Bu farkı kendinizi yok etmek için de kullanabilirsiniz, yazmak yahut aşık olmak için de.

Öykünüz; ‘Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar’ cümlesiyle başlıyor. Nedir sizce delilik?

Adam, Allah’la konuştuğu için, yahut kadın sokakta çırılçıplak dolaştığı için akıl hastanesine kapatılabilir; ama Bush on binlerce insanın ölümüne sebep olduğu halde serbestçe dolaşıyor, üstelik saygı görüyor. Bence yeryüzündeki insan sayısı kadar delilik tanımı var. Güzelleştiren, aptallaştıran, iyi ya da kötü bir insan yapan… Delilik insanın kendi olamamasıdır. Kendi olamayanlara göreyse insanın kendi olması… Dünyanın hayatı mahvedilmiş insanlardan oluşan bir gezegene dönüşmemesi için, deliliğin özgürleştirici gücüne ihtiyacımız var. Psikolojik rahatsızlığı olanlara tavsiyem ‘Kesinlikle kendinize acımayın!’ Farklılığınızdan bir güzellik yaratmayı deneyin. Kendinizle dalga geçmeyi deneyin; eğlencelidir.

“…Geçenlerde kendi kendime ‘Cemal’ dedim, ‘Cemal’. İsmim, Cemal bu arada. ‘Hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. Hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin; insanı! Buna kendini sevmekle başlayabilirsin…”

Öyküdeki Cemal karakteri, sizin hayatınızdan izler taşıyor mu?

Her edebiyat kahramanı gibi Cemal de yazarının hayatından bir şeyler çaldı. Okurun hayal gücünü tahrik etmek için öykü kahramanının yazarın hayatından neler çaldığı konusunda susmak, eski bir yazar taktiğidir.

Öykü yarışmasından önce neler kaleme aldınız mı? Siz kimleri okursunuz?

Artık yazdıklarımı yok etmiyorum. ‘Ölmek İçin Gerekli Olan Şey’ adında bir roman, ayrıca şiir ve öykü yazmaya devam ediyorum. Şairlerden Cemal Süreya ve Turgut Uyar’ı çok severim. Dostoyevski, Kafka, Tezer Özlü, Camus, Orhan Pamuk, Aslı Erdoğan sevdiğim yazarlar.

“…Dışarıdayken bir söz vermiştim kendime; ‘Onlar ne yaparsa, ben tersini yapacağım!’ diye. Onlar yalan mı söylüyor? Ben doğruyu söyleyeceğim… Onlar sanattan nefret mi ediyor? Ben inadına Mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracağım, Yedinci Mühür’ü, Sonbahar’ı ve Seven’ı izleyeceğim…”

Gününüz nasıl geçiyor, nelerden hoşlanıyorsunuz? Bir aile kurdunuz mu?

Delirmemek; bir başka deyişle deli kalmak için yazmak zorundayım. Sinemaya ve seyahat etmeye bayılırım. Yalnızım. Tanrı bile yalnızlığa dayanamadığı için evreni yarattı. Ben de aşkı yaratırım; kim bilir?

Yarışmada birinci oldunuz; neler hissettiniz? Şimdi hayalleriniz neler?

Yarışmayı kazanmak güzel bir duygu. Güzel bir aşk ve güzel kitaplar yazmak; hayalim bu.

Kaynak: http://www.marieclaire.com.tr/haberler/detay/38436/Kanatilmis-Sozcuklerin-Yazari

19 Ekim 10
0 yorum
Mustafa Çağrı Pinterest

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir